<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	>

<channel>
	<title>Ahmet Maranki</title>
	<atom:link href="http://www.ahmetmaranki.net/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.ahmetmaranki.net</link>
	<description></description>
	<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 16:02:23 +0000</pubDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.7.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Beyni bozan gen bulundu</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.net/beyni-bozan-gen-bulundu.html</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.net/beyni-bozan-gen-bulundu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 16:02:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.net/?p=1559</guid>
		<description><![CDATA[Akraba evliliğine bağlı beyninde gelişim bozukluğu bulunan çocukların DNA’larına bakıldı. Türkiye’de akraba evliliğine bağlı beyinsel gelişim bozukluğu bulunan çocuklarda yapılan genetik inceleme sonucunda WDR62 genlerinin bozuk olduğu ortaya çıktı.
Ekibin başında olan Yale Üniversitesi’nden Prof. Dr. Murat Günel “Birbirinden bağımsız olduğu düşünülen hastalıkların tek gendeki bozukluklara bağlı çıktığı anlaşıldı. Beyin oluşumunun düşündüğümüzden daha karmaşık olduğunu belirlendi” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Akraba evliliğine bağlı beyninde gelişim bozukluğu bulunan çocukların DNA’larına bakıldı. Türkiye’de akraba evliliğine bağlı beyinsel gelişim bozukluğu bulunan çocuklarda yapılan genetik inceleme sonucunda WDR62 genlerinin bozuk olduğu ortaya çıktı.<br />
Ekibin başında olan Yale Üniversitesi’nden Prof. Dr. Murat Günel “Birbirinden bağımsız olduğu düşünülen hastalıkların tek gendeki bozukluklara bağlı çıktığı anlaşıldı. Beyin oluşumunun düşündüğümüzden daha karmaşık olduğunu belirlendi” dedi.</p>
<p>YALE Üniversitesi Beyin Damar Hastalıkları Cerrahisi Bilim Dalı Başkanı ve Beyin Genetiği Programı Direktörü Prof. Dr. Murat Günel’in başında bulunduğu ekip, beyin gelişimde çok temel rol oynayan yeni bir geni keşfetti.</p>
<p>Türkiye’deki merkezlerle ortak yapılan çalışmada, akraba evliliğine bağlı beyninde gelişim bozukluğu bulunan çocukların DNA’larına bakıldı ve WDR62 adlı genin gelişimsel beyin hastalıklarındaki rolü gösterildi.</p>
<p>İstanbul, Cerrahpaşa, Hacettepe, Ege, Kayseri Erciyes, Acıbadem Üniversitesi Tıp fakülteleri ile Bahçeşehir Üniversitesi’nden toplam 33 bilim insanının işbirliğiyle gerçekleştirilen araştırmaya, Yale Üniversitesi Obama hükümetinin verdiği 2 milyon dolarlık fonunu ayırdı. Araştırma sonuçları dünyanın en saygın bilim dergilerinden Nature’de dün yayınlandı.</p>
<p>Genetikte yeni dönem</p>
<p>Araştırmada “tüm ekson sekanslama” denen ve Yale Üniversitesi’nde geliştirilen yeni bir teknoloji kullanıldı. Bu teknoloji, hücrelerin yapı taşı olan proteinleri kodlayan 180 bin DNA bölgesinin tümünün dizisini birkaç hafta içinde çıkarıp hastalıklara yatkınlığa yol açan tüm değişiklikleri belirleyebiliyor. </p>
<p>Prof. Dr. Günel, “Protein kodlayan DNA bölgelerdeki bozukluklar ailelerde görülen kalıtımsal hastalıkların yüzde 90’ını açıklıyor. Geliştirdiğimiz teknoloji sayesinde bu bozuklukları çok kısa zamanda bulabiliyoruz. Yale Üniversitesi bu teknolojiyi geliştiren birkaç merkezden biri. Dünya literatüründe ekson sekanslamayı kullanan sadece birkaç yayın vardı. Bu çalışmalarda hep birçok bireyin hasta olduğu aileler seçilmişti. Halbuki biz bu yeni teknolojiyi, eski genetik tekniklerin zorlandığı, örneğin ailede tek hasta çocuğun olduğu durumlara uyguladık. Bu samanlıkta iğne aramaya benziyor. Ama teknoloji sayesinde iğneyi başarıyla bulduk. Bu genetik çalışmalarda yeni bir dönem açacak” dedi.</p>
<p>Araştırma için tam bir sinerji yaratıldı. İstanbul, Cerrahpaşa, Hacettepe, Ege ve Erciyes Tıp fakültelerindeki hastalardan örnekler alındı ve bunlar Yale Üniversitesi ile ortak incelendi. Gen bulunduktan sonra hastalar, Bahçeşehir Üniversitesi’ndeki merkez ile koordine edilerek Acıbadem Hastanesi’ne getirildi ve yeni beyin filmleri (MRI) çekildi. WDR62 genindeki bozukluk ilk olarak akraba evliliğinden doğan 4.5 yaşındaki gelişimsel özürlü bir kız çocukta saptandı. Bu çocuğun beyin gelişiminin tam olmadığı, beynin küçük kaldığı ve yüzeydeki normal kıvrımların oluşmadığı saptandı. Daha sonra, beyin filmleri buna benzer diğer 30 çocuğun DNA’larında bu gende bozukluk arandı.</p>
<p>Prof. Dr. Günel, “Sorumlu geni saptadıktan sonra bu ilk vakaya benzer belirtiler yaşayan diğer çocuklarda bu gende mutasyon yani bozukluk olup olmadığına baktık. Genetiğini çalıştığımız bu 30 çocuktan 8’inde daha WDR62 geninde bozukluk saptadık. Bu beklediğimizden çok daha yüksek bir oran oldu. Çocukların hepsinin anne babası akraba, çoğu ilk kuzen evliliği yani hala, amca, dayı oğlu. Hastalığın ortaya çıkması için WDR62 geninin her iki kopyasının da bozuk olması lazım. Yani akraba evliliği olmazsa hastalık çıkmıyor. Hastalar Türkiye’nin dört bir tarafındandı. Bulgularımız dünya literatüründeki bazı bilgilerini alt-üst etti. Birbirinden bağımsız olduğu düşünülen hastalıkların tek gendeki bozukluklara bağlı çıktığı anlaşıldı. Beyin oluşumunun düşündüğümüzden daha karmaşık olduğunu belirlendi” dedi.</p>
<p>Çok sık görülüyor</p>
<p>Türkiye’de akraba evlilikleri nedeniyle beyin gelişim hastalıklarına sık rastlanıyor. Prof. Dr. Günel, şunları söyledi:</p>
<p>“Fonlarımız sayesinde 400 kadar hasta çocuğun daha DNA’sını inceleme imkanımız var. Amacımız beyin gelişimini engelleyen genetik bozuklukların tam listesini çıkarmak. Beyin hastalıklarına yol açan diğer genler de bulununca tam bir katolog oluşacak. Sorumlu genleri bilmek, bu hastalıkları anne karnındayken tanımamıza olanak verecek. Hatta anne-baba, çocuk sahibi olmadan, genetik testler yaptırarak, hastalık yapan bozukluğu taşıyıp taşımadıklarını belirleyebilecek.”</p>
<p>Bu teknolojiyle kanser riskini araştıracak</p>
<p>PROF. Dr. Günel, bir sonraki aşamada, “tüm ekson sekanslama” teknolojisini, bireylerde hastalık risklerini belirleme araştırmalarında kullanacaklarını belirten Prof. Dr. Günel, “Bu teknoloji birkaç yılda kanser tedavisinin seçilmesinde önemi rol oynayacak. Biz anevrizmalara bağlı beyin kanamalarına yol açan diğer genleri bulmakta da kullanıyoruz. Kanser dışında, tüm kalp ve damar hastalıklarının, şeker, astım, yüksek tansiyon gibi toplumda çok görülen diğer hastalıkların genetik risklerinin belirlenmesinde de büyük yararları olacak. Bu riskler belirlendikten sonra da hastalığın gelişmesini engelleyici veya ortaya çıkarsa tedavi edici yöntemler araştırılacak. Bu araştırmaların ve tıbbın geleceği çok parlak ve heyecan verici” diyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.net/beyni-bozan-gen-bulundu.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>D vitamininin yararları</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.net/d-vitamininin-yararlari.html</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.net/d-vitamininin-yararlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 16:02:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.net/?p=1557</guid>
		<description><![CDATA[D vitamininin öneminin bugüne kadar bilinenden çok daha fazla olduğu, bu vitaminin insandaki 200′den fazla geni etkilediği, bu genler arasında kanser ve bağışıklıkla ilgili hastalıklarla bağlantılı olanların da bulunduğu belirtildi.
Yapılan araştırmalar, D vitamini eksikliğinin ne kadar ciddi bir durum olduğunu ortaya koydu. Çalışmayı yapan bilimciler, dünyada 1 milyardan fazla kişide D vitamini eksikliğinin bulunduğuna dikkati [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>D vitamininin öneminin bugüne kadar bilinenden çok daha fazla olduğu, bu vitaminin insandaki 200′den fazla geni etkilediği, bu genler arasında kanser ve bağışıklıkla ilgili hastalıklarla bağlantılı olanların da bulunduğu belirtildi.<br />
Yapılan araştırmalar, D vitamini eksikliğinin ne kadar ciddi bir durum olduğunu ortaya koydu. Çalışmayı yapan bilimciler, dünyada 1 milyardan fazla kişide D vitamini eksikliğinin bulunduğuna dikkati çekiyor.</p>
<p>Oxford Üniversitesi Fonksiyonel Genomik Birimi’nden Andreas Heger’in başında bulunduğu araştırma, tıp dergisi Genome Research’da yayımlandı.</p>
<p>Heger, “çalışmamız, D vitamininin sağlığımız üzerinde, geniş bir yelpazeyi kapsayan alanlarda, çarpıcı etkilerinin bulunduğunu ortaya koyuyor” dedi.</p>
<p>Bu vitamin, insan genomunun belirli noktalarında yer alan “D vitamini alıcıları (VDR)” üzerinden, DNA’ları etkiliyor. Heger’in ekibi, bu noktaların haritasını çıkardı ve bunların doğrudan etkilediği 200′den fazla geni belirledi.</p>
<p>D vitamini eksikliğinin raşitizm hastalığıyla bağlantısı biliniyordu. Yeni çalışmayla, bu vitaminin eksikliğinin ayrıca, “MS (Multipl Skleroz), romatizmal eklem iltihabı, tip 1 diyabet, bunama, kan kanseri ve kolorektal kanser dahil belirli kanser türleri” gibi, bağışıklık sistemiyle bağlantılı hastalıklara yatkınlığa yol açtığına dair bazı bulgular elde edildi.</p>
<p>Araştırma ekibi bu düşünceyle, gen haritasının hastalıklarla ilgili bölümlerine bakarak, buralarda VDR düzeyinin fazla olup olmadığını inceledi. Sonuçta, bağışıklık sistemiyle bağlantılı olduğu bilinen, yukarıda belirtilen hastalıklarla ilgili bölgelerdeki VDR bağlarının oldukça zengin düzeyde bulunduğu belirlendi. </p>
<p>Güneş ışığı vitamini</p>
<p>Oxford Üniversitesi “Wellcome Trust Centre for Human Genetics”den Sreeram Ramagopalan, sonuçların, “D vitamininin insanlar için ne kadar önemli olduğunu, bu vitaminin, bünyede bulunan biyolojik işleyişlerin çok geniş bir kesimi üzerinde rol oynadığını gösterdiğini” belirtti.</p>
<p>Vücut, güneş ışığının deriyle teması sonucunda, ihtiyacı olan D vitamininin büyük bölümünü üretiyor. Bu vitamin ayrıca balığın karaciğer yağı ve yumurta, somon, ringa ve uskumru gibi yağlı balıklarda bulunuyor veya hap şeklinde alınabiliyor.</p>
<p>Bazı uzmanlara göre D vitamini, dünya nüfusunun yarısında, bulunması gereken en uygun düzeyin altında. Yaklaşık 1 milyar kişide ise D vitamini eksikliği var. İnsanlar kapalı alanlarda giderek daha fazla zaman geçiriyor ve bu da D vitamini eksikliği sorununu zamanla daha da büyütüyor.</p>
<p>Mart ayında yayımlanan bir araştırma da, insan bağışıklık sisteminin, T hücreleri denen öldürücü hücreleri harekete geçirmesinde D vitamininin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymuştu. Bu araştırmada, kanda D vitamini eksikliğinin bulunması halinde, T hücrelerinin vücuttaki enfeksiyonlardan haberinin olmadığı ve bu nedenle harekete geçmediği anlaşılmıştı.</p>
<p>Ramagopalan, yaptıkları yeni araştırmanının ise D vitamini ve belirli hastalıklara yatkınlığın ortaya çıkması arasındaki bağlantıyı ortaya koyduğunu ifade ederek, doktorların, “hastalıklara karşı önleyici olarak çocuk ve hamile kadınlara D vitamini takviyesi yapma konusunu dikkate almaları gerektiğini” belirtti.</p>
<p>Ramagopalan, araştırmanın sunulduğu makalede, “hamilelik sırasında veya erken yaşlardaki D vitamini alımı, çocuğun ileri yaşlarındaki sağlığı üzerinde olumlu etki yaratacaktır” diye yazdı. Ramagopalan, Fransa gibi bazı ülkelerin D vitamini takviyesini, rutin halk sağlığı önlemi olarak uygulamakta olduğuna dikkati çekti.</p>
<p>D vitamininin en uygun dozunun ne olduğuna dair yapılan çalışmalar sonucunda uzmanlar, günlük 25-50 mikrogram alınmasını öneriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.net/d-vitamininin-yararlari.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Çölyak hastalığı nedir?</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.net/colyak-hastaligi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.net/colyak-hastaligi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 16:01:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.net/?p=1555</guid>
		<description><![CDATA[Doktora götürmeyecek şiddette karın ağrısı yaşatıyor. Tedavisi için buğday, arpa, çavdar ve yulaf dörtlüsünü ömür boyu terk ettiriyor. Terk etmezseniz ölümcül 4 kanser türünü tetikliyor. İşte görülme sıklığı her geçen yıl artan sinsi Çölyak hastalığıyla ilgili bilmeniz gerekenler…
İstanbul Eğitim Araştırma Hastanesi Klinik Şef Yardımcısı İç Hastalıkları Uzmanı Mehmet Emin Pişkinpaşa’nın verdiği bilgilere göre, “Hastalığın genetik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Doktora götürmeyecek şiddette karın ağrısı yaşatıyor. Tedavisi için buğday, arpa, çavdar ve yulaf dörtlüsünü ömür boyu terk ettiriyor. Terk etmezseniz ölümcül 4 kanser türünü tetikliyor. İşte görülme sıklığı her geçen yıl artan sinsi Çölyak hastalığıyla ilgili bilmeniz gerekenler…<br />
İstanbul Eğitim Araştırma Hastanesi Klinik Şef Yardımcısı İç Hastalıkları Uzmanı Mehmet Emin Pişkinpaşa’nın verdiği bilgilere göre, “Hastalığın genetik olduğu tahmin ediliyor. Bir aile var mesela, sülalece Çölyak hastası olabiliyor. Nedeni tam olarak bilinmiyor. Gluten denen bir maddenin buna yol açtığı düşünülüyor.</p>
<p>Glutene karşı vücut bazı antikorlar üretiyor. Bu antikorlar da emilim işlevine hasar veriyor. Emilim kusurları oluşuyor. İnce bağırsak hasar görünce vücut için çok faydalı maddeleri, vitaminler gibi ememiyor. Batı ülkelerinde özellikle kadınlarda demir eksikliği anemisinin asıl nedeni Çölyak hastalığı.” </p>
<p>Mehmet Emin Pişkinpaşa, şöyle devam ediyor:</p>
<p>“Klasik olarak bir emilim kusuru olduğu için ishal meydana geliyor. Hastaların büyük bir bölümü ömür boyu karın ağrısı çekerek yaşıyor. Çünkü bu karın ağrısı doktora götürmeyecek şiddette. En sık görülen formatı bu. Hastalık, kişi doktora karın ağrısı şikayetiyle değil, vitamin eksikliğinin yarattığı nedenlerle doktora gittiğinde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Kansızlığın nedeni araştırılırken demir eksikliği ortaya çıkıyor, demir eksikliğine de Çölyak neden oluyor. Kemik erimesinin nedeni araştırılırken temelinde yine Çölyak’a rastlıyorsunuz.”</p>
<p>Hastalığın tedavisinin ömür boyu diyet yapmak olduğunu söyleyen Pişkinpaşa, “Yani buğday, arpa, çavdar ve yulaftan uzak durmak, bu dört maddeyle ilgili yan ürünlerden de uzak durmak gerekiyor.</p>
<p>Hazır gıda sanayide gluten, raf ömrünü uzatmak, nem tutmasını sağlamak gibi nedenlerle fazlaca kullanılıyor. O yüzden hazır gıda ürünlerini satın alırken içeriğine çok dikkat etmek gerekiyor” diyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.net/colyak-hastaligi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Oruç tutanlara sağlık önerileri</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.net/oruc-tutanlara-saglik-onerileri.html</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.net/oruc-tutanlara-saglik-onerileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 16:01:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.net/?p=1553</guid>
		<description><![CDATA[Özellikle sıcak bir döneme denk gelen Ramazan nedeniyle çalışan insanlar, oruç tutma konusunda zorluklar yaşayabiliyorlar. Uzmanlar, sıcaklarda oruç tutanlara bazı önerilerde bulunuyor. İşte oruç tutanlara uzmanlardan sağlık önerileri…
Bu yıl Ramazan aynının Ağustos sıcakları ve uzun günlere denk gelmesi, oruç tutan kişilerin çok dikkatli olmasını gerektiriyor. Sahur ve iftarda alınan besinler, oruç tutulan saatlerde kişinin sağlık [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Özellikle sıcak bir döneme denk gelen Ramazan nedeniyle çalışan insanlar, oruç tutma konusunda zorluklar yaşayabiliyorlar. Uzmanlar, sıcaklarda oruç tutanlara bazı önerilerde bulunuyor. İşte oruç tutanlara uzmanlardan sağlık önerileri…<br />
Bu yıl Ramazan aynının Ağustos sıcakları ve uzun günlere denk gelmesi, oruç tutan kişilerin çok dikkatli olmasını gerektiriyor. Sahur ve iftarda alınan besinler, oruç tutulan saatlerde kişinin sağlık durumunu, motivasyonunu ve günlük performansını etkiliyor.</p>
<p>Gün boyu çalışma durumunda olan kişilerin bulundukları ortam, çalışma şekli, giydikleri kıyafet ve uyku düzeni oruç tutma sürecini kolaylaştıran ya da zorlaştıran faktörler arasında yer alıyor. Bu tür etkenlerle devam eden oruç günlerinde sağlıklı kalabilmek oldukça zor gibi gözükse de, aslında kişinin dikkat edeceği birkaç nokta ile sağlığını koruma altında tutması mümkün görünüyor.</p>
<p>Prof. Dr. Birsel Kavaklı, ağustos sıcaklarıyla birleşen oruç günlerinde dikkat edilmesi gereken konular hakkında bilgi verdi.</p>
<p>Uzun Ramazan günleri metabolizmayı olumsuz etkiliyor</p>
<p>Yaz sıcaklıklarının iyice hissedilmeye başlandığı bu günlerde sıcaklıkların etkisi ile oruç tutmak elbette bu süreci iki kat daha zorlaşır. Sıcakların etkisi ile oruç tutan kişiler sağlık açısından bazı olumsuzluklar yaşayabilmektedir. Uzun süren açlık süreçleri sağlıklı kişide ciddi bir sağlık problemi oluşturmasa da kişinin metabolizmasını olumsuz etkileyebilir. Örneğin uzun süren açlık süreçleri sonucunda sağlıklı bir kişinin metabolizmasında bile oluşabilecek durumları şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>- Kandaki trigliseridler artar,<br />
- Kan şekeri düşer,<br />
- Dikkat azalır,<br />
- Kan basıncı düşer ya da yükselir,<br />
- Atletik performans azalır<br />
- Halsizlik olur,<br />
- İş verimi azalır.</p>
<p>Ramazan’da öğle uykusu kan şekerinin düşmesini engeller</p>
<p>Oruç tutulan günlerde kişilerde gün içerisinde “uyuma isteği” oluşması da doğaldır. Açlığın hissiyle kan şekeri düştüğünden kişide uyuklama halleri yaşanabilmektedir. Kan şekerinin düşmesi ile kişide halsizlik, hatta sinirlilik görülebilir. Kan şekerinin düşmesini engelleyebilmek için sahurda lifli gıdalara yer verilmesi bir önlem olabilir. Kan şekerinin düşmesinin engellenmesi ile gün içerisinde uyuklama hallerinin de önüne geçilmiş olunacaktır. Sahur ve iftarda tükettiği Ağır, yağlı, acılı ve baharatlı yemekler de uykusunu kaçırabileceğinden dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Mümkünse kısa sürelerle vücudunuzu ve zihninizi kısa öğle uykusuyla dinlendirmek gerekir.</p>
<p>Kronik hastalıklar oruca engeldir!</p>
<p>Ramazan günlerinin, açlık yaşamadan ve sağlıkla geçirilmesi düşüncesi elbette herkesin hoşuna gidecektir. Sağlıklı erişkinler hiçbir sağlık problemi yaşamadan rahatça oruç tutabilirler. Ancak bir takım sağlık problemleri, kronik rahatsızlıkları olan kişilerin bu süreçte yaşayabileceği olumsuzluklar daha da artabileceğinden, oruçlu olduğu günleri çok sıkıntılı geçirebilmektedirler. </p>
<p>Hipertansiyon, diyabet, kalp, karaciğer ve böbrek hastalığı olanların ya da epilepsi, migren, mide, duodenum ülseri, kanser gibi kronik hastalığı olanların, oruç tutması sakıncalıdır. Çünkü saydığımız tüm bu hastalıklar, genelde diyeti, sık ve az yemek yemeği gerektiren ve düzenli ilaç kullanımın söz konusu olduğu durumlardır. Bu yüzden oruç tutmaları sağlıkları açısından sakıncalı gözükmektedir.</p>
<p>Gün içerisinde ilaç kullanımının saatlerinde değişiklik yaparak oruç tutmayı düşünen hastaların mutlaka doktorlarına danışması, en azından doktor kontrolünde, doktorların izni ile bu dini görevlerini yerine getirmelidirler Çünkü bu tür sağlık problemleri yaşayan kişilerin oruç tutması var olan hastalığının seyrini kötü etkileyebilir; hatta tedavisini sonuçlarını olumsuz olarak verebilir.</p>
<p>Taş hastaları iftardan sahura kadar bol sıvı almalı</p>
<p>Taş hastalığına yatkın olan kişilerde, böbrek taşı oluşma riskinin artması gibi sağlık problemleri oruç tuttuğu dönemlerde olabilmektedir. Bu nedenle taş hastalığına yatkın olan kişilerin, iftardan sahura kadar bol sıvı alımına dikkat etmesi gerekmektedir. Hamilelerin, çocukların, ağır işlerde veya aşırı dikkat gerektiren işlerde çalışanların oruç tutması kesinlikle önerilmemektedir. Ağır işlerde çalışanların açlık sürecinden kaynaklanabilen dikkat dağınıklığı ile iş kazalarının olması kaçınılmaz olabilmektedir.</p>
<p>Reflüsü olan kişiler sahurdan hemen sonra uyumamalı!</p>
<p>Oruç tutarak geçirilecek ramazan günlerinde gün içinde yemek yenilemediği ve ramazan ruhunu en iyi şekilde hissedebilmesi için sahur ve iftardaki yemeklere ayrı bir özen gösterilir. Sahur normal kahvaltıdan, iftar ise akşam yemeğinden daha zengin hazırlanır; bu nedenle Ramazan ayı ile birlikte beslenme alışkanlıklarında da büyük değişiklikler olur. Ancak gün boyu süren açlığın etkisiyle iftarda boş mideye birden yüklenmek ya da sahurda acıkmamak için aşırı ve dengesiz beslenme yapmak doğru değildir. Bunlar bu süreç içinde yapılan en büyük hatalardan birkaçıdır.</p>
<p>Her zaman önerildiği gibi Ramazan ayında da amaç, yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayabilmektir. Sahurdan sonra genelde yatıldığı için hafif gıdalar tüketilmelidir. Tuzlu ve yağlı yiyeceklerden sakınılmalı; lifli gıdalar ve sıvı alımına özen gösterilmelidir. Sahur sonrası yatıldığında baş yüksekte olmalıdır. Bu durum özellikle reflü rahatsızlığı olan kişilerin dikkat etmesi gereken bir durumdur. Mümkünse başta reflü hastalığı gibi sorunları olan kişiler sahur sonrası yatmamalıdırlar.</p>
<p>İftarda ise, önce hafif bir çorba ile oruç açılmalı, namaz kılınacaksa kılınıp namazdan sonra iftar yemeğine yine devam edilmelidir. İftar yapıldıktan sonra tokluğun hissiyle oluşabilecek uyku en az yemekten 2 saat sonra olmalıdır. Oruç tutarken tamamen hareketsiz kalmak da doğru değildir. Hafif egzersizler ya da ayaklara yürüme egzersizi yaptırılarak kan dolaşımını kolaylaştırabilirler.</p>
<p>Uyku kalitesi oruç bitince normale döner</p>
<p>Ramazanda sahura kalkmak başta çalışanlar açısından uyku sürelerinin kısalmasına ve uyku düzeninin değişmesine sebep olacaktır. Uyku düzeninin değişmesi kişilerde, bazı hormonların ritminin (ACTH ve Melatonin gibi) bozulmasına olanak sağlar. Uyku problemlerinin oluşması ve uyku problemlerinin etkisiyle günlük yaşantılarında uyum konularında sorun yaşamaları kaçınılmaz olmaktadır.</p>
<p>Oruç tutan kişiler 24 saat içindeki toplam uyku sürelerini Ramazan öncesinde olduğu gibi tutmaya çalışması uyku sürelerini dengelemek için alınabilecek bir önlemdir. Ancak uyku açısından yaşanan bu tür problemler kalıcı bir bozukluk oluşturmadığından; uyku kalitesi oruç bittikten bir süre sonra normale döner.</p>
<p>Oruçluyken soğuk su ile duş alın gün içinde dışarı çıkmayın</p>
<p>Oruçlu iken zaten sıvı alımı yapılamayacağı için sıcak ortamlarda bulunmak, terlemeyi artırarak vücutta var olan suyun da kaybedilmesine ve buna bağlı olarak susuzluk hissedilmesine sebep olacaktır. Bunun sonucu olarak kanın akışkanlığı azalıp risk grubunda olanlarda damar tıkanıklığı yaşanabilmektedir. Bu açıdan bakıldığında kalp ve damar hastalığı, diyabet, hipertansiyon yakınması olanların oruç tutması sakıncalı olmaktadır. Bunun için aşırı güneşli ve sıcak havalarda sağlıklı kişilerin bile mümkün olduğunca dışarı çıkmaması önerilmektedir. Ancak açık havada çalışmak zorunda kalanlar olacağından. Bu kişilerin açık renkli, bol, pamuklu giysiler giymesi, geniş kenarlı şapka kullanması, baş ve yüzlerini sık sık soğuk suyla yıkaması ve imkânı olanların gün içinde duşa girmesi alabilecekleri birkaç önlem olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.net/oruc-tutanlara-saglik-onerileri.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Alzheimer’den koruyan protein bulundu</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.net/alzheimer%e2%80%99den-koruyan-protein-bulundu.html</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.net/alzheimer%e2%80%99den-koruyan-protein-bulundu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Sep 2010 16:01:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.net/?p=1551</guid>
		<description><![CDATA[Alzheimer’ın oluşmasını ve ilerlemesini önlemede, romatizmal artritli hastalarda salgılanan bir proteinin etkili olduğu belirlendi. Alzheimer konulu bir araştırmaya göre, hafıza kaybı yaşayan farelere söz konusu protein verildiğinde, kendilerinden daha iyi sonuçlar alınıyor.
Bilim adamları, romatizmal artrit sırasında üretilen bir proteinin, Alzheimer’ı önlemede işe yaradığını ortaya çıkardı. 
İngiltere Alzheimer Araştırma Komitesi’nin başında bulunan Dr. Simon Ridley, Journal [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alzheimer’ın oluşmasını ve ilerlemesini önlemede, romatizmal artritli hastalarda salgılanan bir proteinin etkili olduğu belirlendi. Alzheimer konulu bir araştırmaya göre, hafıza kaybı yaşayan farelere söz konusu protein verildiğinde, kendilerinden daha iyi sonuçlar alınıyor.<br />
Bilim adamları, romatizmal artrit sırasında üretilen bir proteinin, Alzheimer’ı önlemede işe yaradığını ortaya çıkardı. </p>
<p>İngiltere Alzheimer Araştırma Komitesi’nin başında bulunan Dr. Simon Ridley, Journal of Alzheimer tarafından yapılan araştırmayı değerlendirirken, halen kanser tedavisinde kullanılan GM-CSF ismindeki bu proteinin, Alzheimer için kullanılıp kullanılamayacağını anlamak için yapılan girişimleri büyük bir adım olarak kabul ediyor.</p>
<p>BBC’ye göre, fareler üzerinde yapılan testlerde, Alzheimer belirtileri gösteren ve söz konusu proteinle tedavi edilmesine çalışılan fareler hafıza ve öğrenme hızı testlerinde, neredeyse bu hastalığa hiç yakalanmamış diğer fareler kadar iyiler, denildi.</p>
<p>Alzheimer hastalığına yakalanmayan ve bu proteine maruz bırakılan fareler ise kendi yaş ve seviyelerindeki diğer farelerden de daha iyi performans gösterdiler.</p>
<p>İngiliz uzmanlar, hayvanlar üzerinde olumlu sonuç veren bu araştırmaların insanlardaki Alzheimer tedavisi için önemli bir ilk adım olduğunu, ancak insanlar üzerinde yapılması zorunlu testlerin tamamlanması gerektiğini vurguluyorlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.net/alzheimer%e2%80%99den-koruyan-protein-bulundu.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ender Saraç Enginar Kürü İle Karaciğer Detoksu</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.net/ender-sarac-enginar-kuru-ile-karaciger-detoksu.html</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.net/ender-sarac-enginar-kuru-ile-karaciger-detoksu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 18:23:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.net/?p=1549</guid>
		<description><![CDATA[Karaciğer yağlanması şikayeti olanlar için Ender Saraç oldukça faydalı enginar kürü öneriyor.  Enginar kürü ayrıca kolesterol düşürücü, toksin atıcı ve cilt renginin parlaklaştırıcı etkilere sahip.

Ender Saraç Enginar İle Karaciğer Detoksu
Gerekli Malzemeler
-4,5 tane enginarın çanakları ortası,
- 2 tane enginarın sapı
-1 tatlı kaşığından bira az zerdeçal
-5-6 damla limon,
-2 tatlı kaşığı hindiba
-1 tatlı kaşığı bal
-yarım litre su
Enginar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Karaciğer yağlanması şikayeti olanlar için Ender Saraç oldukça faydalı enginar kürü öneriyor.  Enginar kürü ayrıca kolesterol düşürücü, toksin atıcı ve cilt renginin parlaklaştırıcı etkilere sahip.</p>
<p><span id="more-1549"></span><br />
Ender Saraç Enginar İle Karaciğer Detoksu</p>
<p>Gerekli Malzemeler<br />
-4,5 tane enginarın çanakları ortası,<br />
- 2 tane enginarın sapı<br />
-1 tatlı kaşığından bira az zerdeçal<br />
-5-6 damla limon,<br />
-2 tatlı kaşığı hindiba<br />
-1 tatlı kaşığı bal<br />
-yarım litre su<br />
Enginar Kürünün YAPILIŞI :Bütün melzemeleri yarım litre suyun içine atın ve 5-10 dakika kaynatın .Daha sonra ılımaya bırakın. Enginar kürü ılıdıktan sonra içine 1 tatlı kaşığı bal, 1 çay kaşığından biraz az miktarda zerdeçal ve 5-6 damla limon sıkın. Enginar kürünün yarısını sabah aç karnına, diğer yarısını da akşam aç karnına içiyorsunuz. Ilık olarak içilmesi gereken bu enginar kürü, gaz yapabilir.<br />
Bu küre 40 gün boyunca günde iki kere devam edilir. Enginar kürü yağlı ciltlere, karaciğerinde sorun olanlara,sivilcesi çok olanlara faydalıdır.</p>
<p>Dikkat : emzikli annelerin, böbrek ve mesanesinde iltihap olanların enginardan uzak durmaları gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.net/ender-sarac-enginar-kuru-ile-karaciger-detoksu.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Prof.Dr.Ahmet Maranki Elma Sirkesi İle Zayıflama</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.net/profdrahmet-maranki-elma-sirkesi-ile-zayiflama.html</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.net/profdrahmet-maranki-elma-sirkesi-ile-zayiflama.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 18:23:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.net/?p=1547</guid>
		<description><![CDATA[Prof.Dr. Ahmet Maranki elma sirkesi ile çok hızlı kilo verebileceğimizi söylüyor. Kurtulmak istediğimiz kilolarımızdan elma sirkesi ile rahatlıkla kurtulabiliriz. Elma sirkesi çok fazla alanda kullanılmaktadır. Saç, cilt bakım vb. alanlarda kullanılır. Zayıflamak isteyenlerin %90’ı elma sirkesi ile çok hızlı kilo vermişlerdir

Zayıflamak için neler yapmalıyız ve gerekli malzemeler nelerdir ?
1 bardak su 
2 yemek kaşığı elma [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Prof.Dr. Ahmet Maranki elma sirkesi ile çok hızlı kilo verebileceğimizi söylüyor. Kurtulmak istediğimiz kilolarımızdan elma sirkesi ile rahatlıkla kurtulabiliriz. Elma sirkesi çok fazla alanda kullanılmaktadır. Saç, cilt bakım vb. alanlarda kullanılır. Zayıflamak isteyenlerin %90’ı elma sirkesi ile çok hızlı kilo vermişlerdir</p>
<p><span id="more-1547"></span></p>
<p>Zayıflamak için neler yapmalıyız ve gerekli malzemeler nelerdir ?</p>
<p>1 bardak su </p>
<p>2 yemek kaşığı elma sirkesi</p>
<p>1 tatlı kaşığı bal tabi bal isteğe bağlıdır. Çok sıcak olmayan yaklaşık 50 derecelik bir suyun içine elma sirkesi ve balımızı iyice karıştırıp içiyoruz.</p>
<p>İçilecek zamanlar nelerdir ?<br />
Zayıflama diyetimizi uyumadan önce ağır ağır içiyoruz.</p>
<p>Sabahları aç karna aynı şekilde içilmelidir. Bu işlemi sadece günce iki defa yapıyoruz. Sabahları ve akşam yatarken.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.net/profdrahmet-maranki-elma-sirkesi-ile-zayiflama.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Ender Saraç Göbek eriten diyet tarifi</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.net/ender-sarac-gobek-eriten-diyet-tarifi.html</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.net/ender-sarac-gobek-eriten-diyet-tarifi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 18:22:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.net/?p=1545</guid>
		<description><![CDATA[Göbeğimi nasıl eritebilirim? Göbek eritmenin sırrı nedir? İşte Ender Saraç göbek eriten diyet programı. 21 günlük bu program, göbek eriten diyet ve göbek eritme egzersizlerini beraber içeriyor.
Ender Saraç Göbek Eriten Diyet Tarifi
Bu diyette yapmanız gereken şeyleri üç an bölüme ayırabiliriz. İlk kısım diyet programı. İkinci olarak göbek eriten egzersizler var. Üçüncü olarak da Ender Saraç [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Göbeğimi nasıl eritebilirim? Göbek eritmenin sırrı nedir? İşte Ender Saraç göbek eriten diyet programı. 21 günlük bu program, göbek eriten diyet ve göbek eritme egzersizlerini beraber içeriyor.<br />
Ender Saraç Göbek Eriten Diyet Tarifi</p>
<p>Bu diyette yapmanız gereken şeyleri üç an bölüme ayırabiliriz. İlk kısım diyet programı. İkinci olarak göbek eriten egzersizler var. Üçüncü olarak da Ender Saraç zayıflama çayı içmenizi öneriyor.</p>
<p>Evet, göbek eriten diyet programı şöyle:</p>
<p>Haftanın tek günleri aşağıdaki programı uyguluyoruz. Çift günlerde istediğimizi yiyebiliriz, aşağıdaki yasaklılar dışında  </p>
<p>Haftanın Tek günleri Uygulanacak Göbek Eriten Diyet Programı</p>
<p>Sabah kalkar kalkmaz: Diyete sabahın köründe 1 bardak ılık ballı ve limonlu su içerek başlıyoruz. ( Ilık suyun içine yarım tatlı kaşığı bal, 10 damla limon konacak). Sabah erken kalkmak, metabolizmayı hızlandırmak açısından önemlidir.</p>
<p>Sabah sporu için: Yürüyüş yaparak göbek eritmeye kararlı olduğumuzu göstermemiz gerekiyor. 35 – 40 dakika mümkün olduğunca tempolu yürüyüş yapıyoruz. Bol bol ter atmaya çalışacağız. Yürüyüşten sonra ise 15-20 dakika göbek eriten hareketler yapılacak.</p>
<p>Spordan sonra Duş: Ender Saraç, bölgesel zayıflama için masajın faydalarını anlatıyor çok yerde. Banyoda kendimize uygulayacağımız kese ve arkasından masaj ile harika sonuçlar alabiliriz. Ham ipek kese veya kabak lifi kullanarak 5 dakika fırçalar gibi hafif bastırarak bölgesel yağlanmanın sıkça görüldüğü göbek, basen, popo, bel sertçe keselenmelidir. Sonrasında ise 5 dakika kadar susam yağı, kekik yağı, biberiye yağı, melisa yağı ile aynı bölgeye masaj yapılacak.</p>
<p>Kahvaltı: Kahvaltıda abur cubur yemeyi unutun. 1 adet kabuklu yeşil elma, 1 adet sert şeftali’den ibaret kahvaltımız.</p>
<p>Kahvaltı ile öğle Arası: 2 parmak taze dil peyniri yiyebilirsiniz.</p>
<p>Öğle Yemeği: İşte yemek vakti geldi. Derisiz olmak kaydı ile 1 porsiyon ızgara tavuk ve bol rokalı – taze soğanlı yeşil salata diyet programımızda bizi bekliyor.</p>
<p>Ara (saat 15.00): Açlık krizinizi bastırmanın vakti geldi. 3-4 yulaflı bisküvi yiyebilirsiniz.</p>
<p>Ara (saat 17.30): Kendinizi tutmaya devam edin. İncecik bir karın için buna değer. 1 adet yeşil elma hakkımız var.</p>
<p>Akşam Yemeği: Şimdi gelsin çorbalar, pilavlar, kızartmalar diye beklemeyin. 4-5 kaşık az yağlı olmak kaydıyla zeytinyağlı fasulye, 1 dilim ekmek ve mevsim salatası yiyeceksiniz.</p>
<p>Gece: Gece vakti de 1 bardak şekersiz tarçınlı ılık light süt içebilirsiniz.</p>
<p>Haftanın Çift Günleri</p>
<p>Haftanın çift günleri istediğimizi yiyebiliriz ama…</p>
<p>Yenilmesi yasak olanlar listesi<br />
- Kolalı, şekerli içecekler<br />
- Kızartma<br />
- Hayvansal katı yağlar (tereyağı, kaymak, yağlı şarküteriler, yumurtanın sarısı, yağlı süt ürünleri, yağlı etler, tavuk – balık derisi, tam yağlı süt)<br />
- Alkol (özellikle bira)<br />
- Beyaz un<br />
- Beyaz şeker<br />
- Doğum kontrol hapları<br />
- Aşırı gündüz uykusu<br />
- Çikolata<br />
- Yağlı çerezler<br />
- Cips</p>
<p>Gün boyunca 3-4 fincan zayıflama çayı içilecek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.net/ender-sarac-gobek-eriten-diyet-tarifi.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hipotiroid Hastalığı belirtileri</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.net/hipotiroid-hastaligi-belirtileri-2.html</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.net/hipotiroid-hastaligi-belirtileri-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 22:23:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beste</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.net/?p=1529</guid>
		<description><![CDATA[Önemsenmeyen hipotiroidi yaşlanmayı hızlandırıyor
Unutkanlık, uykusuzluk, güçsüzlük ve depresyon, yaşlanmayı zorlaştıran başlıca sorunlardır.
Yaşlıların çoğu, doktorlara yaşam kalitelerini bozan bu ve benzeri  sorunlarına çözüm bulmak umudu ile gidiyor. Doktorlar da bu sorunları  araştırmaya bile gerek görmeden, yaşlanmanın kaçınılmaz sonuçları kabul  ediyor. Oysa bunlar, sinsi gelişen hipotiroidinin de sonuçları&#8230;
Ne güçsüzlük ve unutkanlık, ne uykusuzluk ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önemsenmeyen hipotiroidi yaşlanmayı hızlandırıyor<br />
Unutkanlık, uykusuzluk, güçsüzlük ve depresyon, yaşlanmayı zorlaştıran başlıca sorunlardır.</p>
<p>Yaşlıların çoğu, doktorlara yaşam kalitelerini bozan bu ve benzeri  sorunlarına çözüm bulmak umudu ile gidiyor. Doktorlar da bu sorunları  araştırmaya bile gerek görmeden, yaşlanmanın kaçınılmaz sonuçları kabul  ediyor. Oysa bunlar, sinsi gelişen hipotiroidinin de sonuçları&#8230;<br />
Ne güçsüzlük ve unutkanlık, ne uykusuzluk ve halsizlik ne de  odaklanma zorluğu veya depresyon, yaşlılığın doğal -olağan- sorunları  değildir. Doğrudur, yaşlı birinin saydığımız bu sorunlarla karşılaşma  olasılığı daha yüksektir. Ama bu belirtiler her zaman mutlaka  depresyona, ilerleyen bellek kaybına veya bunamaya işaret etmezler.</p>
<p>Yaşlı bir insanda majör depresyon veya bunama dışında daha pek çok  neden, unutkanlık, yorgunluk bellek karmaşası, kulak çınlaması, görme ya  da işitme azalmasına yol açabilir. Bizim tecrübelerimiz yaşlanma  sürecinde ortaya çıkan sorunlara çözüm ararken kolayına kaçıp her şeyi  ‘Yaşlılıktır, normaldir’ diyerek geçiştirmemek, olabilecek her türlü  ihtimali göz önünde tutmak, araştırmaktır.</p>
<p>HİPOTİROİDİ SIK GÖRÜLÜR</p>
<p>Yapılan araştırmalar, yaşlılarda tiroid bezi hastalıklarının  beklenenden daha sık görüldüğünü ortaya koyuyor. Özellikle kadınlar  yaşlandıkça tiroid bezi hastalıklarına karşı duyarlı hale geliyor. 60  yaşın üzerindeki kadınların nerdeyse yüzde 20’sinde tiroid  hastalıklarından biri ortaya çıkıyor. Yaşlı nüfusta tiroid bezinin  hormon üretiminin azaldığı sorunlara (Hipotiroidi) çok sık rastlanıyor.</p>
<p>Hipotiroidi, yaşlı birinde ortaya çıktığı zaman doktorlar teşhis  koymakta zorlanıyor. Yaşlılarda Hipotiroidi, çoğu kez sinsi, silik ve  sessiz bir seyir gösteriyor. Gözden kolayca kaçabiliyor. Silik ve hafif  seyirli Hiportiroidinin belirtileri yaşlılığın bazı olağan sorunları ile  karıştırılıyor. Tanı koymak gecikiyor, güçleşiyor. Kısacası hipotiroidi  belirtieri yaşlanma belirtileri ile çok sık karışıyor. Hipotiroidi  yaşlılarda daha sık görülüyor. Hipotiroidili yaşlılar daha hızlı  yaşlanıyor.</p>
<p>BELİRTİLERE DİKKAT</p>
<p>Halsizlik, yorgunluk, güçsüzlük, isteksizlik, iştahsızlık,çevreye  karşı ilgisizlik, çalışmaya, üretmeye, bir yerden bir yere gitmeye karşı  sıradan bahaneler&#8230; Aşırı uyuma eğilimi, olur olmaz saatlerde  uyuklamalar, gece yarıları ortaya çıkan uyku kaçmaları, dikkat kaybı,  odaklanma zorluğu&#8230;. Kaslarda ve eklemlerde gezici bitip tükenmez  ağrılar, kabızlık, cilt kuruması, tırnak ve saçlarda kopma kırılma ve  renk kayıpları&#8230; Birkaç merdiven basamağı çıkınca ya da 3-5 adımı  hızlıca atınca ortaya çıkan nefes daralmaları, yürek çarpıntıları, ayak  şişmeleri, göz kararmaları&#8230;</p>
<p>Bütün bunlar ilk bakışta yaşlanma sürecinin doğal belirtileri gibi  değerlendirilir. Bu belirtilerin her hangi bir hastalıkla ilişkili  olabileceği pek akla gelmez.</p>
<p>Tanı koymak için yapılacak testlerse hem çok ucuz, kolay hem de  oldukça güvenli. Kanda tiroid bezi hormonlarının kontrol edilmesi tanıyı  koymak için çoğu kez yeterli. TSH ,T3 ve T4 hormonu seviyelerini  gösteren testler şimdi çok daha duyarlı ve özel. Neredeyse ilçe  hastanelerinde bile bu testleri yaptırabilmek mümkün hale geldi. Eğer T3  ve T4 hormonları seviyesinde düşme, TSH seviyesinde yükselme mevcut ise  klinik belirtiler de uygunsa tanısından pek kuşkunuz olmasın.  Doktorunuz gerekli gördüğü takdirde farklı testleri de isteyecektir:  Tiroid Oto Antikororları (Anti-TPO, Anti-TG), Tiroid Ultrasonografisi  ve/veya Sintigrafisi, Tiroid İnce İğne Aspirasyon Biyopsisi&#8230;.</p>
<p>TEDAVİ UCUZ VE ETKİLİ</p>
<p>Tiroid hormonları ile yapılacak dikkatli bir hormon yerine koyma  tedavisi, sorunun neredeyse tamamını çözecektir. Tiroid hormonları ile  tedavi kolesterol ve trigliserid seviyelerini azaltacak, cinsel güç  kaybını ortadan kaldıracak, nefes darlıkları yerini güçlü ve ağrısız  kaslara bırakacaktır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.net/hipotiroid-hastaligi-belirtileri-2.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
		<item>
		<title>Hastane enfeksiyonları</title>
		<link>http://www.ahmetmaranki.net/hastane-enfeksiyonlari.html</link>
		<comments>http://www.ahmetmaranki.net/hastane-enfeksiyonlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 22:20:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Beste</dc:creator>
		
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ahmetmaranki.net/?p=1531</guid>
		<description><![CDATA[Hastanelerde gizli tehlike
Türkiye’deki  hastanelerde, özellikle yoğun bakım servislerindeki  hastaların,”hastanelerde oluşan enfeksiyonları” kapma oranının yüzde  40’lara kadar çıktığı bildirildi. Hastanın ölümüyle sonuçlanabilecek  olan bu tehlikenin önüne geçebilmek için bilim adamları değişik  çalışmalar yapıyor.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç  Hastalıkları Bölümü Anabilim Dalı Başkanı ve Hastane Enfeksiyonu Derneği  Başkanı Prof. Dr. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hastanelerde gizli tehlike</strong><br />
Türkiye’deki  hastanelerde, özellikle yoğun bakım servislerindeki  hastaların,”hastanelerde oluşan enfeksiyonları” kapma oranının yüzde  40’lara kadar çıktığı bildirildi. Hastanın ölümüyle sonuçlanabilecek  olan bu tehlikenin önüne geçebilmek için bilim adamları değişik  çalışmalar yapıyor.<br />
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç  Hastalıkları Bölümü Anabilim Dalı Başkanı ve Hastane Enfeksiyonu Derneği  Başkanı Prof. Dr. Mehmet Doğanay, yaptığı açıklamada, hastanelerde,  hastaları bekleyen enfeksiyon tehlikesini anlattı. Doğanay, insanların,  tedavi olup sağlıklarına kavuşmak amacıyla gittiği hastanelerde, söz  konusu enfeksiyonlar nedeniyle sağlıklarını daha fazla yitirme riskiyle  karşı karşıya olduğunu bildirdi.</p>
<p>Birçok unsur kirletiyor<br />
Hastanelerin özellikle yoğun  bakımlarında, hastaların enfeksiyon kapma riskinin yüzde 40 gibi  oranlarla ifade edildiğine dikkati çeken Doğanay, bu enfeksiyonların  oluşumunda değişik nedenlerin olduğunu söyledi. Doğanay, hasta  ziyaretleri, koğuşların temizliği, hastanenin mimari yapısı gibi  unsurların, enfeksiyonların oluşumunda önemli bir etken olduğunu dile  getirdi. Doğanay hastane enfeksiyonlarının meydana getireceği  tehlikeleri de şöyle anlattı: “Bu enfeksiyona maruz kalan kişinin  hastanede kalma süresi daha fazla uzar. Ayrıca bu tür durumlarda hastada  sakatlıklar da meydana gelebiliyor. Bütün bunlar önemli bir maddi  külfete neden oluyor tabii ki. Ama en önemlisi bu enfeksiyon nedeniyle  hasta ölebiliyor.”<br />
Söz konusu enfeksiyonların önlenmesi için,  hastanelerde enfeksiyon kontrol doktorları ve hemşirelerinin  çalıştırılması gerektiğine değinen Doğanay, gelişmiş ülkelerde  hastanelerde böyle bir kadronun olduğunu söyledi.</p>
<p>Temizlik koşullarının yeterli olmaması ve hasta bakımına özen  gösterilmemesi nedeniyle ortaya çıkan hastane enfeksiyonları doktorların  korkulu rüyası olmaya devam ediyor.</p>
<p>Hastaneye yattıktan en az 72 saat sonra ortaya çıkan ‘hastane  enfeksiyonları’, dezenfeksiyon ve sterilizasyon yöntemlerine ve yeni  antibiyotiklerin gelişmesine rağmen giderek büyüyen, bazen ölümle de  sonuçlanan büyük bir sorun olmaya devam ediyor. Tedavi olmak üzere  hastaneye yatan hastaların ilaç tedavileri veya ameliyatlarının  başarısını olumsuz etkileyen hastane enfeksiyonları, sağlık hizmeti  veren kurumları en çok korkutan olayların başında geliyor.</p>
<p>Türk İnfeksiyon Vakfı Danışma Hekimi Dr. Metin Punar, hastane  enfeksiyonları`na yol açan nedenlerin başında bakterilerin geldiğini  belirterek, ‘‘Bu bakteriler sık kullanılan ve nispeten daha ucuz olan  antibiyotiklere genellikle dirençli. Hastaların tedavi edilememesinin  yanında daha pahalı antibiyotikler gerektiği için mali sorunları da  beraberinde getiriyor. Uygulanan tedavilerin ve ameliyatların başarısız  olmasının en önde gelen nedeni sayılıyor’’ dedi.</p>
<p><strong>Hastane temizliği önemli </strong></p>
<p>Yaş fonsiyonu, gizli kanser ve şeker gibi hastalıklar, hastanede  kalış süresinin uzaması, geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanılması,  kalıcı sonda uygulanması ve hastane personelinin ellerini iyi  yıkamamasının hastane enfeksiyonları riskini artırdığını söyleyen Dr.  Punar, ‘‘Bu enfeksiyonların azaltılmasında en büyük görev hastanelere  düşüyor. El yıkama, hastanelerin su ve deterjanlarla temiz tutulması,  yoğun bakım ünitesi ve ameliyathane gibi özel yerlerin evrensel  standartlara uygun olarak temizlenmesi, servislerde temiz ve kirli  malzemelerin ayrı yerlerde tutulması, hastane temizliğinin uygun  yapılması hastanelerin uyması gereken kuralların başında geliyor’’ diye  konuştu.</p>
<p>Hastanede meydana gelen enfeksiyonların yüzde 40 idrar yoluyla  ilgili sorunlar. Sondalı hastalarda enfeksiyon, hastanın genellikle  kendi mikroplarıyla veya hastanede sonra etrafında bulunan mikroplarla  gelişiyor. Cerrahi yara enfeksiyonları, operasyonla ilişkili olarak  ameliyattan sonra ortaya çıkıyor. Yaraya göre değişmekle birlikte yüzde  2-7&#8242;lik bir enfeksiyon riski bulunuyor. Ameliyathane koşullarının steril  olmaması, ameliyat süresinin uzun olması, yaş ve şişmanlık riski  artırıyor. Hastanede oluşan zatürreeler, hastane enfeksiyonlarına bağlı  en sık ölüme yol açmaları ile diğerlerinden ayrılıyor.</p>
<p><strong>Yılda 60 bin kişi hayatını kaybediyor </strong></p>
<p>ABD&#8217;de hastaneye yatan her hastadan 10&#8242;u enfeksiyon kapıyor. Bu  enfeksiyonlar kimi zaman ölüme neden oluyor. ABD&#8217;de hastane  enfeksiyonları yatış süresini ortalama dört gün uzatıyor; direkt olarak  yılda 60 bin kişinin ölüme yol açıyor. Türkiye&#8217;de bu konuda az sayıda  çalışma yapılmış ve hastane infeksiyonlarına bağlı olarak hasta başına  ortalama 1582 dolarlık bir ek harcama saptanmış.</p>
<p><strong>En pis hastane İngiltere’de</strong><br />
İngiltere’de herhangi  bir sebeple hastaneye yatan kişilerin, sağlık merkezlerinde kaptıkları,  antibiyotiklere dirençli enfeksiyonlar yüzünden hastalanma ve ölüm  oranlarının bütün dünya ülkelerinden daha yüksek olduğu açıklandı.  İngiliz hükümeti, hastane enfeksiyonlarının büyük bölümünün Milli Sağlık  Sistemi içinde bulunan devlet hastanelerindeki hijyenik şartların  yetersizliğinden meydana geldiğini belirterek, hastane yönetimlerine,  ‘’Kuruluşlarınızdaki hijyen şartlarına dikkat ederek bu oranları  düşürün’’ talimatını verdi. İngiltere’de her 10 hastadan birinin  hastanede tedavi gördüğü süre içinde enfeksiyon kaptığı ve her yıl 5 bin  kişinin de bu enfeksiyonlar yüzünden hayatını kaybettiği belirtiliyor.</p>
<p><strong>Mutfağımız tuvaletten daha pis</strong><br />
Evinizin çeşitli köşelerini teker teker gözden geçirin. Mutfak, banyo, tuvalet vs. Sizce en pis yer hangisi?</p>
<p>Arizona Üniversitesi&#8217;nden uzmanlar, 15 evin mutfak ve banyosunda yedi  buçuk ay süresince temizlik ölçümü yaptılar. Aldıkları çeşitli  örnekleri laboratuvarlarda analiz ettiler. Ve sonunda evde en fazla  mikrop üreyen beş noktayı tespit ettiler: Bulaşık süngerleri ve bulaşık  bezleri, musluk armatürleri, kesme tahtaları ve buzdolabı sapları. Bu  beş yerin ortak noktası nemli olmaları ve çok sık dokunulmaları.</p>
<p>Arizona Üniversitesi&#8217;nden Dr. Charles Gerba&#8217;nın yürüttüğü bu  araştırmaya göre, tuvaletlerdeki klozetlerin oturma yerleri, mutfakla  karşılaştırılınca çok daha mikropsuz kalıyor. Uzmanlar bunu, büyük  ihtimalle insanların tuvaletin daha kirli olduğu düşüncesiyle klozet  kapağı konusunda çok daha titiz olmasına bağlıyor.</p>
<p>HEKİMLER TEMİZ Mİ?</p>
<p>Temizlik, sıradan insanlardan çok, sürekli mikroplarla uğraşan  hekimleri ve sağlık çalışanlarını daha çok ilgilendiriyor. 19. yüzyılda  hastanelerde doğum yapan kadınlar arasındaki ölüm oranının evde doğum  yapanlara göre çok daha yüksek olması, mikrop denilen canlıların  varlığını kanıtlayan delillerden biri olmuştu: Bakterileri hastanede yan  yana yatan kadınlar arasında taşıyan doktorların ta kendisiydi. 20&#8242;nci  yüzyılda artık doktorlar için el yıkamak, standart bir uygulama halini  aldı. Ancak hekimler bu alışkanlık konusunda en az diğer insanlar kadar  tembeldi. Amerikan Tabipler Birliği AMA&#8217;nın 1995&#8242;te yaptığı bir  araştırmada, hekimlerin çok önemli bir bölümünün gerektiği kadar el  yıkamadığı saptanmış ve Birlik bu konuda üyelerine uyarıda bulunmuştu.</p>
<p>SUYA SABUNA PAYDOS</p>
<p>İşte şimdi bu adet de yavaş yavaş son buluyor. ABD&#8217;de her gün daha  fazla doktor, hemşire ellerini suyla sabunla yıkamak yerine mikrop  öldüren alkollü jellerden kullanıyor. Çünkü suyla sabunla el  temizliğinin etkin olması için en az bir dakika sürmesi gerekiyor, ancak  sağlık görevlilileri vakit darlığından bu süreyi daha kısa tutuyor. Bu  durum da hastane enfeksiyonlarına yol açabiliyor. El temizleyici alkollü  jeller ise çok daha kısa sürede daha fazla mikrop öldürüyor. Bu yöntem  doktorlara günde bir saatten fazla zaman da kazandırıyor. ‘‘El yıkama’’  kavramının yerini ‘‘el hijyeni’’ kavramı alıyor.</p>
<p><strong>Ellerinizi yıkamadan hastaya dokunmayın</strong><br />
Türk  Hastane Enfeksiyonları ve Kontrolü Derneği, hastane enfeksiyonlarından  meydana gelen hastalıkların ve ölümlerin önüne geçebilmek için sağlık  personelinin elini yıkamadan hastaya dokunmaması kampanyası başlattı.</p>
<p>Kampanyanın ilk aşamasında 7 kamu hastanesindeki doktor ve  hemşirelerin de aralarında olduğu 1000 sağlık personeli, hastane  enfeksiyonları konusunda eğitilecek. Her hastane odasındaki 2 hasta  arasına da el dezenfektanı konulacak.</p>
<p>Condrad Otel’de düzenlenen &#8220;Ellerimizde Sağlık&#8221; kampanyasının  tanıtımında konuşan Prof. Dr. Recep Öztürk, hastanın kendisine dokunan  her sağlık personeline nezaket içinde, &#8220;Ellerinizi yıkadınız mı?&#8221;  sorusunu sorma cesareti göstermesini istediklerini söyledi. Öztürk,  hastanın hastaneye yatmasından 48-72 saat sonra veya taburcu olduktan  sonra ilk 10 gün içinde ortaya çıkan hastane enfeksiyonlarına ABD’de her  yıl yaklaşık 2 milyon insanın yakalandığını, bunların 90 bininin  hayatını kaybettiğini belirtti.</p>
<p><strong>Antibiyotikler etkisini yitiriyor</strong><br />
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), &#8220;Antimikrobiyal direnç&#8221; konusunu değerlendiren bir rapor hazırladı.</p>
<p>Raporda, 20. yüzyılda antimikrobiyal ajanların (antibiyotikler ve  ilişkili ilaçlar) bulunuşuyla enfeksiyon hastalıklarının sebep olduğu  tehlikenin önemli ölçüde azaldığı, bu &#8220;mucize ilaçların&#8221; kullanımıyla  beslenmedeki gelişmeler birleştiğinde, sıklıkla ölümcül, tedavisiz ve  yaygın olan hastalıklardan kaynaklanan ölüm oranında büyük düşüş  yaşandığı belirtildi.</p>
<p>Bu kazançların, şu anda yeni bir gelişmeyle tehlikeye atıldığı  vurgulanan raporda, bu tehlikenin, &#8220;ucuz, etkili, ilk-tercih olan  ilaçlara karşı dirençli mikropların ortaya çıkıp yayılması&#8221; olduğu ifade  edildi. Rapor, sıtma, anti-hıv gibi hastalıklarda kullanılan  antibiyotik ilaçlara karşı ortaya çıkan direnci &#8220;endişe verici&#8221; olarak  nitelendirdi.</p>
<p>KULLANIMLA BİRLİKTE DİRENÇ DE ARTTI<br />
Rapora göre, hastalıklara yol  açan solunum yolu enfeksiyonları, menenjit, cinsel yolla bulaşan  hastalıklar ve hastane kaynaklı enfeksiyonlar gibi bakteriyel  enfeksiyonlar, aynı zamanda antimikrobiyal direnci ortaya çıkardı.</p>
<p>Enfeksiyonların sayısının ve antibiyotik kullanımının artmasıyla,  ilaçlara karşı direnç görülme sıklığı da arttı. Buna ek olarak, artan  dünya nüfusunun yiyecek ihtiyacı, besin üreten hayvanlar ve kümes  hayvanlarında hastalıkların önlenmesi ve büyümenin desteklenmesi için  ilaçlar yaygın, rutin kullanılmaya başlandı. Bu gibi uygulamalar,  hayvanlardan insanlara geçebilen dirençli mikropların artmasına neden  oldu.</p>
<p>Raporda, antibiyotiklere karşı direncin nedenleri şöyle açıklanıyor:<br />
&#8220;Reçete  yazanların görüşleri, hasta beklentilerinin takdirine kalmıştır ve  talepler reçetede yazılanları etkilemektedir. Doktorlar, uygun olmayan  endikasyonlarda bile antibiyotik yazmaları için hastaları tarafından  baskıya maruz kalabilirler. Bazı kültürlerde, antibiyotiklerin  enjeksiyon şeklinde verilmesinin, ağız yoluyla alınmasından daha etkili  olduğu düşünülmektedir.&#8221;</p>
<p>MİKROPLAR İÇİN İDEAL ORTAM<br />
Tedaviden yakınmaların da önemli  problem olduğu belirtilen raporda, hastaların ilacı almayı unutmaları,  kendilerini iyi hissetmeye başlamaları veya bir başka nedenle tedaviyi  kesmeleri halinde, &#8220;mikroplara ölmek yerine adapte olmaları için ideal  bir ortam yaratıldığı&#8221; vurgulanıyor.</p>
<p>Rapora göre, tedavide başarısızlığa neden olan dirençli mikropların  yol açtığı enfeksiyonlar ve uzayan hastalık dönemi, daha büyük bir ölüm  riski taşıyor. Tedavideki başarısızlıklar, aynı zamanda enfekte olma  süresini de uzatarak, toplumdaki enfekte insan sayısını artırıyor.</p>
<p>Enfeksiyonlar ilk-tercih antibiyotiklere dirençli hale  geldiğinde,tedavi çok daha pahalı ve bazen de çok daha fazla toksik  etkisi olan ikinci, üçüncü kademe ilaçlarla yapılıyor.</p>
<p>WHO, &#8220;Eğer ilaç sanayii, bu ilaçların yerini alabilecek ilaçlar  geliştirmeye hemen başlamazsa, önümüzdeki on yıl içerisinde bazı  hastalıklara etkin bir tedavi uygulanamayacaktır&#8221; uyarısında  bulunuyor.</p>
<p><strong>Hastaneler huzur yeridir</strong><br />
Sağlık Bakanı Prof.  Recep Akdağ, Bakanlığa gelir gelmez, hastanelerde parasızlıktan dolayı  hastaları rehin alma rezaletine son verdiği için dikkatimi çekti ve  herkes gibi benim de sempatimi kazandı. Onu yakından tanımak istedim.  Randevu alıp Ankara’ya gittim. Yenileşme, yeniden yapılanma mesajlarıyla  gelen hükümetin genel sağlık politikası nasıldı; ne gibi  yenileştirmeler ve iyileştirmeler vardı? Sayın Bakana ilk olarak sağlık  politikalarıyla ilgili bir soru sordum. Şu şekilde cevapladı:<br />
Sağlık  politikamızda hedefimiz önce insan. Siyaset de önce insana hizmet  politikasıyla yapılmalıdır. Sağlık ve hastalık söz konusu olunca iş daha  bir önem kazanıyor. Başka şeyleri ihmal etsek bile sağlık konusundaki  ihtiyaçları ihmal edemeyiz. Sağlık politikamızın esası; hastaya hizmet  kalitesinin arttırılacağı prensipler manzumesidir.</p>
<p>Sigortasız kimse kalmayacak<br />
Soru: Uzun zamandan beri gündemde  olan; ancak şimdiye kadar gerçekleşemeyen; gelişmiş ülkelerde  uygulanmakta olan genel sağlık sigortasını ülkemiz genelinde  gerçekleştirecek misiniz?<br />
Cevap: Türkiye’de sağlık sigortası çeşitli  isimler altında zaten var. Biz hükümet olarak mevcut sağlık sigortasını,  Genel Sağlık Sigortasına dönüştürme çalışmalarını başlattık. SSK,  Bağkur ve Emekli Sandığı’na bağlı olanlar ve yeşil kart sahipleri;  hiçbir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik  Bakanlığı’mızın yönetimi altında Genel Sağlık Sigortası kapsamına  alınacaklar. Bu durumda sigortasız kimse kalmayacak.</p>
<p>Soru: Yeşilkart uygulaması yeniden düzenlenecek mi?<br />
Cevap: Yeşil  kartın kimlere verileceğinin esaslarını illerde Sosyal Yardım ve  Dayanışma Vakıfları belirliyor. İhtiyacı olmayanların ne kadarı yeşil  kart almıştır bilinmiyor. Vakıflar bunu belirlemeye çalışıyor. Bilindiği  gibi sağlık harcamaları ağır bir yekun tuttuğu ve beklenmeyen ağır  masraflara kolay kolay yetişilemeyeceği için bu husus abartıldığı ve  tartışıldığı kadar önemli değil. Asıl önemli olan husus mezuattan dolayı  kart alamayan ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız olup olmadığıdır.<br />
Sosyal  Yardım ve Dayanışma ile ilgili olan Devlet Bakanlığımız, Çalışma ve  Sosyal Güvenlik Bakanlığımız vilayet ve belediyelerle işbirliği yaparak  gerçek ihtiyaç sahiplerini belirleyecekler. Önemli olan; sağlık  hizmetlerinden kimlerin yararlanamadığını tesbittir.</p>
<p>Soru: Sağlık kurumlarındaki vakıf ve dernekler kapatılacağı yönünde bilgiler var. Ne derece doğru?<br />
Cevap:  Vakıf ve derneklerde elde edilen paralar sağlık kurumlarında halktan  toplanan paralardır. Vakıflar, kamu kuruluşlarında gelir elde etmek için  değil, hizmet için kurulur. Elde ettikleri paranın bir kısmını alet  alımlarıyla geri ödemeleri bu gerçeği değiştirmez. Dolayısıyla vakıf ve  dernekler ile kamu kuruluşlarının bu tür ilişkiler içinde olmalarından  yana değiliz. Bir vakıf kuruluşu sırasında hizmet alanını belirlediği  noktada kendi finansmanını kendisi oluşturmalı ve halka hizmet  sunmalıdır.</p>
<p>Halkımızın hastane korkusunu gidereceğiz<br />
Soru: İnsanların en büyük  korkusu hastalanmak, doktora gitmek. Hastane kapılarında yığılmaları  önleyecek iyileştirme çalışmalarınız var mı?<br />
Cevap: Elbette.  Halkımızın sıkıntılarını, korkularını, sağlık açısından büyük bir  beklenti içinde olduğunu biliyoruz. Sorunların üstüste yığılarak bir  yumak haline geldiği, kronikleştiği bir durumda sıkıntıları bugünden  yarına, bir çırpıda tamamen gidermek mümkün değildir. İlk merhalede  hastanelerimiz bütün hastalarımıza birlikte hizmet etmeye başlayacaklar.  Hastanelerde hasta ayrımı yapılmayacak.</p>
<p>Soru: Sağlık personelinin maaş durumunu iyileştirecek destek projeniz var mı?<br />
Cevap:  Riskli bir çalışma grubu içinde çalışan hekimlerimiz ve diğer sağlık  elemanları çalışmalarının karşılığında yeterli maaş alamıyorlar. Bunu  biliyoruz. Biz, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının maaşlarını primler  şeklinde geliştirmeyi düşünüyoruz. Özellikle hizmet götürülmesi  öncelikli olan, sağlık hizmetleri açısından geri kalmış bölgelerde ücret  poiltikamızı özendirici hale getireceğiz. Doktorların kendilerini  geliştirme meselesine gelince; maaşlarında gereken iyileştirmeyi  yapmadığımız sürece zor diyebilirim. Bu, daha çok üniversite  hastanelerindeki ve Bakanlığımıza bağlı hastanelerdeki öğretim  üyelerimizin ve onların asistanlarının bir sorunudur. Bu gruplara  elbette destek olmak gerekir.</p>
<p>Soru: Yapılan araştırmalarda toplum olarak ruhen pek sağlıklı olmadığımız ortaya çıkıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?<br />
Cevap:  Sağlığın ana kaynağı sevgidir. Bizim kültür temelimiz barış ve insan  sevgisiyle doludur. Yaratılanın Yaradan’dan ötürü sevilmesi gerektiğini  öngören bir kültür mirasını devralmışız. Ancak, üzülerek belirteyim ki  son yıllarda yaşadığımız sıkıntılar dolayısıyla bu miras bir hayli  örselenmiştir. Bu topraklarda yeni güller yeşertecek olan güç sevgidir.  Bu sevgiyi aramızda mutlaka yaşatmalı ve geliştirmeliyiz. Dünya Sağlık  Örgütünün tanımlamasına göre sağlık, hem bedemsel hem de ruhsal açıdan  tam iyilik halidir. Bugün bütün dünyada, hem de gelişmiş ülkeler  toplumlarında bunalımlar ve problemler var. Bu çağın gerçeği. Türkiye bu  bakımdan diğerlerinden daha kötü değil.</p>
<p>Soru: Toplum sağlığının korunması için daha pratik çözümleriniz olacak mı?<br />
Cevap:  Koruyucu sağlık hizmetleriyle ilgili olarak işe başlarsak, en önemli ve  pratik çözüm; anne sütünün yaygınlaştırılmasıdır. Bu hususta  Bakanlığımızın daha önce başlatmış olduğu çalışmaları geliştireceğiz.  Anne sütü hazırdır, temizdir, pratiktir ve ucuzdur. Bunu  yaygınlaştırdığımız takdirde koruyucu çocuk sağlığı açısından en önemli  hizmeti gerçekleştirmiş olacağız.</p>
<p><a title="kadinlar" href="http://www.kadinlaricin.net/">.</a> Hastane enfeksiyonları hakkinda aciklamalar Hastane enfeksiyonları konusunda bilgiler</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.ahmetmaranki.net/hastane-enfeksiyonlari.html/feed</wfw:commentRss>
		</item>
	</channel>
</rss>
