Hastane enfeksiyonları
Hastanelerde gizli tehlike
Türkiye’deki hastanelerde, özellikle yoğun bakım servislerindeki hastaların,”hastanelerde oluşan enfeksiyonları” kapma oranının yüzde 40’lara kadar çıktığı bildirildi. Hastanın ölümüyle sonuçlanabilecek olan bu tehlikenin önüne geçebilmek için bilim adamları değişik çalışmalar yapıyor.
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Bölümü Anabilim Dalı Başkanı ve Hastane Enfeksiyonu Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Doğanay, yaptığı açıklamada, hastanelerde, hastaları bekleyen enfeksiyon tehlikesini anlattı. Doğanay, insanların, tedavi olup sağlıklarına kavuşmak amacıyla gittiği hastanelerde, söz konusu enfeksiyonlar nedeniyle sağlıklarını daha fazla yitirme riskiyle karşı karşıya olduğunu bildirdi.
Birçok unsur kirletiyor
Hastanelerin özellikle yoğun bakımlarında, hastaların enfeksiyon kapma riskinin yüzde 40 gibi oranlarla ifade edildiğine dikkati çeken Doğanay, bu enfeksiyonların oluşumunda değişik nedenlerin olduğunu söyledi. Doğanay, hasta ziyaretleri, koğuşların temizliği, hastanenin mimari yapısı gibi unsurların, enfeksiyonların oluşumunda önemli bir etken olduğunu dile getirdi. Doğanay hastane enfeksiyonlarının meydana getireceği tehlikeleri de şöyle anlattı: “Bu enfeksiyona maruz kalan kişinin hastanede kalma süresi daha fazla uzar. Ayrıca bu tür durumlarda hastada sakatlıklar da meydana gelebiliyor. Bütün bunlar önemli bir maddi külfete neden oluyor tabii ki. Ama en önemlisi bu enfeksiyon nedeniyle hasta ölebiliyor.”
Söz konusu enfeksiyonların önlenmesi için, hastanelerde enfeksiyon kontrol doktorları ve hemşirelerinin çalıştırılması gerektiğine değinen Doğanay, gelişmiş ülkelerde hastanelerde böyle bir kadronun olduğunu söyledi.
Temizlik koşullarının yeterli olmaması ve hasta bakımına özen gösterilmemesi nedeniyle ortaya çıkan hastane enfeksiyonları doktorların korkulu rüyası olmaya devam ediyor.
Hastaneye yattıktan en az 72 saat sonra ortaya çıkan ‘hastane enfeksiyonları’, dezenfeksiyon ve sterilizasyon yöntemlerine ve yeni antibiyotiklerin gelişmesine rağmen giderek büyüyen, bazen ölümle de sonuçlanan büyük bir sorun olmaya devam ediyor. Tedavi olmak üzere hastaneye yatan hastaların ilaç tedavileri veya ameliyatlarının başarısını olumsuz etkileyen hastane enfeksiyonları, sağlık hizmeti veren kurumları en çok korkutan olayların başında geliyor.
Türk İnfeksiyon Vakfı Danışma Hekimi Dr. Metin Punar, hastane enfeksiyonları`na yol açan nedenlerin başında bakterilerin geldiğini belirterek, ‘‘Bu bakteriler sık kullanılan ve nispeten daha ucuz olan antibiyotiklere genellikle dirençli. Hastaların tedavi edilememesinin yanında daha pahalı antibiyotikler gerektiği için mali sorunları da beraberinde getiriyor. Uygulanan tedavilerin ve ameliyatların başarısız olmasının en önde gelen nedeni sayılıyor’’ dedi.
Hastane temizliği önemli
Yaş fonsiyonu, gizli kanser ve şeker gibi hastalıklar, hastanede kalış süresinin uzaması, geniş spektrumlu antibiyotiklerin kullanılması, kalıcı sonda uygulanması ve hastane personelinin ellerini iyi yıkamamasının hastane enfeksiyonları riskini artırdığını söyleyen Dr. Punar, ‘‘Bu enfeksiyonların azaltılmasında en büyük görev hastanelere düşüyor. El yıkama, hastanelerin su ve deterjanlarla temiz tutulması, yoğun bakım ünitesi ve ameliyathane gibi özel yerlerin evrensel standartlara uygun olarak temizlenmesi, servislerde temiz ve kirli malzemelerin ayrı yerlerde tutulması, hastane temizliğinin uygun yapılması hastanelerin uyması gereken kuralların başında geliyor’’ diye konuştu.
Hastanede meydana gelen enfeksiyonların yüzde 40 idrar yoluyla ilgili sorunlar. Sondalı hastalarda enfeksiyon, hastanın genellikle kendi mikroplarıyla veya hastanede sonra etrafında bulunan mikroplarla gelişiyor. Cerrahi yara enfeksiyonları, operasyonla ilişkili olarak ameliyattan sonra ortaya çıkıyor. Yaraya göre değişmekle birlikte yüzde 2-7′lik bir enfeksiyon riski bulunuyor. Ameliyathane koşullarının steril olmaması, ameliyat süresinin uzun olması, yaş ve şişmanlık riski artırıyor. Hastanede oluşan zatürreeler, hastane enfeksiyonlarına bağlı en sık ölüme yol açmaları ile diğerlerinden ayrılıyor.
Yılda 60 bin kişi hayatını kaybediyor
ABD’de hastaneye yatan her hastadan 10′u enfeksiyon kapıyor. Bu enfeksiyonlar kimi zaman ölüme neden oluyor. ABD’de hastane enfeksiyonları yatış süresini ortalama dört gün uzatıyor; direkt olarak yılda 60 bin kişinin ölüme yol açıyor. Türkiye’de bu konuda az sayıda çalışma yapılmış ve hastane infeksiyonlarına bağlı olarak hasta başına ortalama 1582 dolarlık bir ek harcama saptanmış.
En pis hastane İngiltere’de
İngiltere’de herhangi bir sebeple hastaneye yatan kişilerin, sağlık merkezlerinde kaptıkları, antibiyotiklere dirençli enfeksiyonlar yüzünden hastalanma ve ölüm oranlarının bütün dünya ülkelerinden daha yüksek olduğu açıklandı. İngiliz hükümeti, hastane enfeksiyonlarının büyük bölümünün Milli Sağlık Sistemi içinde bulunan devlet hastanelerindeki hijyenik şartların yetersizliğinden meydana geldiğini belirterek, hastane yönetimlerine, ‘’Kuruluşlarınızdaki hijyen şartlarına dikkat ederek bu oranları düşürün’’ talimatını verdi. İngiltere’de her 10 hastadan birinin hastanede tedavi gördüğü süre içinde enfeksiyon kaptığı ve her yıl 5 bin kişinin de bu enfeksiyonlar yüzünden hayatını kaybettiği belirtiliyor.
Mutfağımız tuvaletten daha pis
Evinizin çeşitli köşelerini teker teker gözden geçirin. Mutfak, banyo, tuvalet vs. Sizce en pis yer hangisi?
Arizona Üniversitesi’nden uzmanlar, 15 evin mutfak ve banyosunda yedi buçuk ay süresince temizlik ölçümü yaptılar. Aldıkları çeşitli örnekleri laboratuvarlarda analiz ettiler. Ve sonunda evde en fazla mikrop üreyen beş noktayı tespit ettiler: Bulaşık süngerleri ve bulaşık bezleri, musluk armatürleri, kesme tahtaları ve buzdolabı sapları. Bu beş yerin ortak noktası nemli olmaları ve çok sık dokunulmaları.
Arizona Üniversitesi’nden Dr. Charles Gerba’nın yürüttüğü bu araştırmaya göre, tuvaletlerdeki klozetlerin oturma yerleri, mutfakla karşılaştırılınca çok daha mikropsuz kalıyor. Uzmanlar bunu, büyük ihtimalle insanların tuvaletin daha kirli olduğu düşüncesiyle klozet kapağı konusunda çok daha titiz olmasına bağlıyor.
HEKİMLER TEMİZ Mİ?
Temizlik, sıradan insanlardan çok, sürekli mikroplarla uğraşan hekimleri ve sağlık çalışanlarını daha çok ilgilendiriyor. 19. yüzyılda hastanelerde doğum yapan kadınlar arasındaki ölüm oranının evde doğum yapanlara göre çok daha yüksek olması, mikrop denilen canlıların varlığını kanıtlayan delillerden biri olmuştu: Bakterileri hastanede yan yana yatan kadınlar arasında taşıyan doktorların ta kendisiydi. 20′nci yüzyılda artık doktorlar için el yıkamak, standart bir uygulama halini aldı. Ancak hekimler bu alışkanlık konusunda en az diğer insanlar kadar tembeldi. Amerikan Tabipler Birliği AMA’nın 1995′te yaptığı bir araştırmada, hekimlerin çok önemli bir bölümünün gerektiği kadar el yıkamadığı saptanmış ve Birlik bu konuda üyelerine uyarıda bulunmuştu.
SUYA SABUNA PAYDOS
İşte şimdi bu adet de yavaş yavaş son buluyor. ABD’de her gün daha fazla doktor, hemşire ellerini suyla sabunla yıkamak yerine mikrop öldüren alkollü jellerden kullanıyor. Çünkü suyla sabunla el temizliğinin etkin olması için en az bir dakika sürmesi gerekiyor, ancak sağlık görevlilileri vakit darlığından bu süreyi daha kısa tutuyor. Bu durum da hastane enfeksiyonlarına yol açabiliyor. El temizleyici alkollü jeller ise çok daha kısa sürede daha fazla mikrop öldürüyor. Bu yöntem doktorlara günde bir saatten fazla zaman da kazandırıyor. ‘‘El yıkama’’ kavramının yerini ‘‘el hijyeni’’ kavramı alıyor.
Ellerinizi yıkamadan hastaya dokunmayın
Türk Hastane Enfeksiyonları ve Kontrolü Derneği, hastane enfeksiyonlarından meydana gelen hastalıkların ve ölümlerin önüne geçebilmek için sağlık personelinin elini yıkamadan hastaya dokunmaması kampanyası başlattı.
Kampanyanın ilk aşamasında 7 kamu hastanesindeki doktor ve hemşirelerin de aralarında olduğu 1000 sağlık personeli, hastane enfeksiyonları konusunda eğitilecek. Her hastane odasındaki 2 hasta arasına da el dezenfektanı konulacak.
Condrad Otel’de düzenlenen “Ellerimizde Sağlık” kampanyasının tanıtımında konuşan Prof. Dr. Recep Öztürk, hastanın kendisine dokunan her sağlık personeline nezaket içinde, “Ellerinizi yıkadınız mı?” sorusunu sorma cesareti göstermesini istediklerini söyledi. Öztürk, hastanın hastaneye yatmasından 48-72 saat sonra veya taburcu olduktan sonra ilk 10 gün içinde ortaya çıkan hastane enfeksiyonlarına ABD’de her yıl yaklaşık 2 milyon insanın yakalandığını, bunların 90 bininin hayatını kaybettiğini belirtti.
Antibiyotikler etkisini yitiriyor
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), “Antimikrobiyal direnç” konusunu değerlendiren bir rapor hazırladı.
Raporda, 20. yüzyılda antimikrobiyal ajanların (antibiyotikler ve ilişkili ilaçlar) bulunuşuyla enfeksiyon hastalıklarının sebep olduğu tehlikenin önemli ölçüde azaldığı, bu “mucize ilaçların” kullanımıyla beslenmedeki gelişmeler birleştiğinde, sıklıkla ölümcül, tedavisiz ve yaygın olan hastalıklardan kaynaklanan ölüm oranında büyük düşüş yaşandığı belirtildi.
Bu kazançların, şu anda yeni bir gelişmeyle tehlikeye atıldığı vurgulanan raporda, bu tehlikenin, “ucuz, etkili, ilk-tercih olan ilaçlara karşı dirençli mikropların ortaya çıkıp yayılması” olduğu ifade edildi. Rapor, sıtma, anti-hıv gibi hastalıklarda kullanılan antibiyotik ilaçlara karşı ortaya çıkan direnci “endişe verici” olarak nitelendirdi.
KULLANIMLA BİRLİKTE DİRENÇ DE ARTTI
Rapora göre, hastalıklara yol açan solunum yolu enfeksiyonları, menenjit, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve hastane kaynaklı enfeksiyonlar gibi bakteriyel enfeksiyonlar, aynı zamanda antimikrobiyal direnci ortaya çıkardı.
Enfeksiyonların sayısının ve antibiyotik kullanımının artmasıyla, ilaçlara karşı direnç görülme sıklığı da arttı. Buna ek olarak, artan dünya nüfusunun yiyecek ihtiyacı, besin üreten hayvanlar ve kümes hayvanlarında hastalıkların önlenmesi ve büyümenin desteklenmesi için ilaçlar yaygın, rutin kullanılmaya başlandı. Bu gibi uygulamalar, hayvanlardan insanlara geçebilen dirençli mikropların artmasına neden oldu.
Raporda, antibiyotiklere karşı direncin nedenleri şöyle açıklanıyor:
“Reçete yazanların görüşleri, hasta beklentilerinin takdirine kalmıştır ve talepler reçetede yazılanları etkilemektedir. Doktorlar, uygun olmayan endikasyonlarda bile antibiyotik yazmaları için hastaları tarafından baskıya maruz kalabilirler. Bazı kültürlerde, antibiyotiklerin enjeksiyon şeklinde verilmesinin, ağız yoluyla alınmasından daha etkili olduğu düşünülmektedir.”
MİKROPLAR İÇİN İDEAL ORTAM
Tedaviden yakınmaların da önemli problem olduğu belirtilen raporda, hastaların ilacı almayı unutmaları, kendilerini iyi hissetmeye başlamaları veya bir başka nedenle tedaviyi kesmeleri halinde, “mikroplara ölmek yerine adapte olmaları için ideal bir ortam yaratıldığı” vurgulanıyor.
Rapora göre, tedavide başarısızlığa neden olan dirençli mikropların yol açtığı enfeksiyonlar ve uzayan hastalık dönemi, daha büyük bir ölüm riski taşıyor. Tedavideki başarısızlıklar, aynı zamanda enfekte olma süresini de uzatarak, toplumdaki enfekte insan sayısını artırıyor.
Enfeksiyonlar ilk-tercih antibiyotiklere dirençli hale geldiğinde,tedavi çok daha pahalı ve bazen de çok daha fazla toksik etkisi olan ikinci, üçüncü kademe ilaçlarla yapılıyor.
WHO, “Eğer ilaç sanayii, bu ilaçların yerini alabilecek ilaçlar geliştirmeye hemen başlamazsa, önümüzdeki on yıl içerisinde bazı hastalıklara etkin bir tedavi uygulanamayacaktır” uyarısında bulunuyor.
Hastaneler huzur yeridir
Sağlık Bakanı Prof. Recep Akdağ, Bakanlığa gelir gelmez, hastanelerde parasızlıktan dolayı hastaları rehin alma rezaletine son verdiği için dikkatimi çekti ve herkes gibi benim de sempatimi kazandı. Onu yakından tanımak istedim. Randevu alıp Ankara’ya gittim. Yenileşme, yeniden yapılanma mesajlarıyla gelen hükümetin genel sağlık politikası nasıldı; ne gibi yenileştirmeler ve iyileştirmeler vardı? Sayın Bakana ilk olarak sağlık politikalarıyla ilgili bir soru sordum. Şu şekilde cevapladı:
Sağlık politikamızda hedefimiz önce insan. Siyaset de önce insana hizmet politikasıyla yapılmalıdır. Sağlık ve hastalık söz konusu olunca iş daha bir önem kazanıyor. Başka şeyleri ihmal etsek bile sağlık konusundaki ihtiyaçları ihmal edemeyiz. Sağlık politikamızın esası; hastaya hizmet kalitesinin arttırılacağı prensipler manzumesidir.
Sigortasız kimse kalmayacak
Soru: Uzun zamandan beri gündemde olan; ancak şimdiye kadar gerçekleşemeyen; gelişmiş ülkelerde uygulanmakta olan genel sağlık sigortasını ülkemiz genelinde gerçekleştirecek misiniz?
Cevap: Türkiye’de sağlık sigortası çeşitli isimler altında zaten var. Biz hükümet olarak mevcut sağlık sigortasını, Genel Sağlık Sigortasına dönüştürme çalışmalarını başlattık. SSK, Bağkur ve Emekli Sandığı’na bağlı olanlar ve yeşil kart sahipleri; hiçbir sağlık güvencesi olmayan vatandaşlar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’mızın yönetimi altında Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınacaklar. Bu durumda sigortasız kimse kalmayacak.
Soru: Yeşilkart uygulaması yeniden düzenlenecek mi?
Cevap: Yeşil kartın kimlere verileceğinin esaslarını illerde Sosyal Yardım ve Dayanışma Vakıfları belirliyor. İhtiyacı olmayanların ne kadarı yeşil kart almıştır bilinmiyor. Vakıflar bunu belirlemeye çalışıyor. Bilindiği gibi sağlık harcamaları ağır bir yekun tuttuğu ve beklenmeyen ağır masraflara kolay kolay yetişilemeyeceği için bu husus abartıldığı ve tartışıldığı kadar önemli değil. Asıl önemli olan husus mezuattan dolayı kart alamayan ihtiyaç sahibi vatandaşlarımız olup olmadığıdır.
Sosyal Yardım ve Dayanışma ile ilgili olan Devlet Bakanlığımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız vilayet ve belediyelerle işbirliği yaparak gerçek ihtiyaç sahiplerini belirleyecekler. Önemli olan; sağlık hizmetlerinden kimlerin yararlanamadığını tesbittir.
Soru: Sağlık kurumlarındaki vakıf ve dernekler kapatılacağı yönünde bilgiler var. Ne derece doğru?
Cevap: Vakıf ve derneklerde elde edilen paralar sağlık kurumlarında halktan toplanan paralardır. Vakıflar, kamu kuruluşlarında gelir elde etmek için değil, hizmet için kurulur. Elde ettikleri paranın bir kısmını alet alımlarıyla geri ödemeleri bu gerçeği değiştirmez. Dolayısıyla vakıf ve dernekler ile kamu kuruluşlarının bu tür ilişkiler içinde olmalarından yana değiliz. Bir vakıf kuruluşu sırasında hizmet alanını belirlediği noktada kendi finansmanını kendisi oluşturmalı ve halka hizmet sunmalıdır.
Halkımızın hastane korkusunu gidereceğiz
Soru: İnsanların en büyük korkusu hastalanmak, doktora gitmek. Hastane kapılarında yığılmaları önleyecek iyileştirme çalışmalarınız var mı?
Cevap: Elbette. Halkımızın sıkıntılarını, korkularını, sağlık açısından büyük bir beklenti içinde olduğunu biliyoruz. Sorunların üstüste yığılarak bir yumak haline geldiği, kronikleştiği bir durumda sıkıntıları bugünden yarına, bir çırpıda tamamen gidermek mümkün değildir. İlk merhalede hastanelerimiz bütün hastalarımıza birlikte hizmet etmeye başlayacaklar. Hastanelerde hasta ayrımı yapılmayacak.
Soru: Sağlık personelinin maaş durumunu iyileştirecek destek projeniz var mı?
Cevap: Riskli bir çalışma grubu içinde çalışan hekimlerimiz ve diğer sağlık elemanları çalışmalarının karşılığında yeterli maaş alamıyorlar. Bunu biliyoruz. Biz, hekimlerin ve sağlık çalışanlarının maaşlarını primler şeklinde geliştirmeyi düşünüyoruz. Özellikle hizmet götürülmesi öncelikli olan, sağlık hizmetleri açısından geri kalmış bölgelerde ücret poiltikamızı özendirici hale getireceğiz. Doktorların kendilerini geliştirme meselesine gelince; maaşlarında gereken iyileştirmeyi yapmadığımız sürece zor diyebilirim. Bu, daha çok üniversite hastanelerindeki ve Bakanlığımıza bağlı hastanelerdeki öğretim üyelerimizin ve onların asistanlarının bir sorunudur. Bu gruplara elbette destek olmak gerekir.
Soru: Yapılan araştırmalarda toplum olarak ruhen pek sağlıklı olmadığımız ortaya çıkıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cevap: Sağlığın ana kaynağı sevgidir. Bizim kültür temelimiz barış ve insan sevgisiyle doludur. Yaratılanın Yaradan’dan ötürü sevilmesi gerektiğini öngören bir kültür mirasını devralmışız. Ancak, üzülerek belirteyim ki son yıllarda yaşadığımız sıkıntılar dolayısıyla bu miras bir hayli örselenmiştir. Bu topraklarda yeni güller yeşertecek olan güç sevgidir. Bu sevgiyi aramızda mutlaka yaşatmalı ve geliştirmeliyiz. Dünya Sağlık Örgütünün tanımlamasına göre sağlık, hem bedemsel hem de ruhsal açıdan tam iyilik halidir. Bugün bütün dünyada, hem de gelişmiş ülkeler toplumlarında bunalımlar ve problemler var. Bu çağın gerçeği. Türkiye bu bakımdan diğerlerinden daha kötü değil.
Soru: Toplum sağlığının korunması için daha pratik çözümleriniz olacak mı?
Cevap: Koruyucu sağlık hizmetleriyle ilgili olarak işe başlarsak, en önemli ve pratik çözüm; anne sütünün yaygınlaştırılmasıdır. Bu hususta Bakanlığımızın daha önce başlatmış olduğu çalışmaları geliştireceğiz. Anne sütü hazırdır, temizdir, pratiktir ve ucuzdur. Bunu yaygınlaştırdığımız takdirde koruyucu çocuk sağlığı açısından en önemli hizmeti gerçekleştirmiş olacağız.
. Hastane enfeksiyonları hakkinda aciklamalar Hastane enfeksiyonları konusunda bilgiler
Benzer yazılar
- Elma ve Faydaları…
- Beslenme Alışkanlıklarınızı Gözden Geçirin
- Kış Aylarında Cilt Bakımı
- Gebelikte İlaç Kullanımı nasıl olmalıdır
- Öksürük nasıl tedavi edilir?
- Maden Suyunun Çocuklara, Bebeklere Faydaları
- Buklelerinizin herkesi, imrendirecek duruma getirmek ister misiniz?
- Bel bölgesindeki yağlanma
- asdad
- Hastalıklardan korunmanın en etkin yolu aşı olmak
- Kızamıkçık hastalığı nedir?
- Mükemmel görünen kalçaların sırrı
- Bazı yiyeceklerin faydaları nelerdir?
- Doğanın Mucizesi Zencefilin Faydaları
- Selülit Kremi Alırken Bunlara Dikkat Ediniz
Yorum Yapılmamış »
Henüz yorum yapılmamış.
Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri. TrackBack URI
Yorum Yaz